Selanik'in Elden Çıkışının İbretlik Hikayesi

Selanik'in Elden Çıkışının İbretlik Hikayesi

Tarih:2018-03-31 / Hit:2197

SELANİK , İSTANBUL’UN ANAHTARIDIR!

8 Ekim 1912’de Balkan harbi başlamış ve Selanik Yunan ordusunun tehdidi altına girmiş bulunuyordu. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Selanik’in Yunanlıların eline geçmesi halinde Atina üzerinde etkili olan İngiltere’nin, sabık Padişah’ı esir alarak bir tehdit vasıtası olarak Almanya’ya karşı kullanılmasından çekiniyordu.

Alman elçisinin bu konudaki uyarısı üzerine Sultan Reşad, durumu Sadrazam Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya bildirerek tedbir alınmasını istedi. Muhtar Paşa hükümeti de sabık Padişah’ı Bursa’ya nakletmeye karar verdi.

Batı cephesi komutanı Ali Rıza Paşa, Selanik mevki komutanı Muhiddin Paşa ile Vali Tahsin Bey’i de yanına alarak sabaha karşı Alatini Köşkü’ne gelip eski padişah’ı yatağından kaldırarak hükümetin kararını tebliğ etti. Kendisine gazete verilmediği için savaşın başladığından haberi olmayan II. Abdülhamid, heyeti sessizce dinledikten ve bir süre sustuktan sonra, “ Selanik, İstanbul’un anahtarıdır. Düşmana verilir mi? Şuradan şuraya gitmem. Bana da bir tüfek veriniz. Birlikte son nefesimize kadar müdafaa edelim. Hem bizim ikinci ve üçüncü ordularımız nereye gitti? Bu harbi idare eden kumandanlar kimlerdir? Ne olursa olsun. Bir yere gidecek değilim. Bunu bilmiş olunuz.” diyerek, salonu terk etti.

Sabık Padişah’ın gözleri yaşarmıştı. Asırlardır vatanları olan bir beldeden bu şekilde çıkış ona çok ağır geliyordu. Sanki ı çıkarsa Selanik düşman eline geçecek gibi bakıyor ve sanki Selanik’i düşmana teslim edip kaçmak gibi görüyordu.

Bu durum karşısında Damad Mehmed Şerif ve Arif Hikmet Paşaların, Alman Sefareti’nin Loreley adlı gemisiyle Selanik’e giderek sabık Padişah’ı ikna etmeleri konusunda padişah idaresi çıktı. Kamil Paşa, o sırada İstanbul’da bulunan ve II.Abdülhamid’in itimadını kazanan Fethi Bey’i de heyete dahil etti. Abdülhamid’in mutlaka ikna edilerek İstanbul’a getirilmesini bildirdi.

Alman Loreley gemisiyle Selanik’e gelen heyeti kabul eden II.Abdülhamid, Rumeli’deki harp dolayısıyla İstanbul’a dönmesinin şart olduğunu bildiren padişah iradesini dinledi. Fethi Bey’den vükela mazbatalarını okumasını istedi. Savaşın kaybedildiğini itiraf eden paragrafı tekrar tekrar okuttu. Ardından da, dokunaklı bir ses tonuyla, “ Ya! Demek o mübarek Rumeli elden gidiyor! Gitmiş bile!” dedikten sonra, birden ayağa kalktı ve gözlerini heyetin üzerinde dolaştırdıktan sonra konuşmaya başladı, “ Kiliseler ittifak ettiler mi?” diye sordu. Halledildiği cevabını alınca çok sinirlendi, “ Bizim elçiler, ataşemiliterler uyudular mı? Dört devlet ittifak eder de hükümet nasıl haberdar olmaz? Ben makamda bulunduğum müddetçe daima bunların birleşmesini önledim. Bu ne gaflet! Allah devleti bu hale getirenleri kahretsin.” dedikten sonra buradan kesinlikle ayrılmayacağını söyledi. Kendisine düşman tehlikesinden bahsedilince de, “Demek Selanik şimdi müdafaa edilmeden teslim ediliyor. Hayır, ben buradan gidecek değilim. Ben de bugün herhangi bir şahıstan farklı olmadığım için müdafaaya iştirak etmek istiyorum. Bana da silah veriniz. Ölünceye kadar birlikte müdafaa edelim.” dedi.

Eliyle mülakatın bittiğini işaret ederken Fethi Bey’e kalmasını söyledi. Fethi Bey, son üç yılın özetini yaptı. Abdülhamid Han, Balkan devletlerinin hep birden aynı günde savaşa başladıklarını dinlerken dayanamadı, “ Bulgarlar, Sırplar,Karadağlılar Yunanlılar beraber olabildiler, aralarındaki derin ihtilafları halledebildiler ve müştereken üzerimize saldırdılar demek. Rum, yani Yunan Kilisesi ile Bulgar Kilisesi arasındaki ihtilaf baki kalsa idi, bu iki millet arasındaki uçurumu hiçbir şahıs ve tedbir dolduramazdı. Zaten elden gitmiş olan Girit için Yunan’ı ötekilerin kucağına atmanın manası var mıydı? Sizler tecrübesiz ve genç idiniz. Fakat sadaret makamına layık gördüğünüz Said ve Kamil Paşalar senelerdir takip edilen idare- i maslahat siyasetinin zaruret olduğunu bilmiyorlar mıydı?

Onların vebali sizinkilerden büyüktür. Bu kadar gaflet bu kadar kısa zamana nasıl sığdı!” diyerek tepki gösterdi.

Bir süre sustuktan sonra, Fethi Bey’in gitme konusundaki şahsi düşüncesini öğrenmek istedi. O da, İstanbul’a dönmesinin aynı zamanda devletin haysiyet ve şerefinin de icabı olduğunu ve orada da huzur içinde yaşayabileceğini ve Beylerbeyi Saray’ında bütün tedbirlerin alındığını hatırlattı.

Bu sözler üzerine Abdülhamid Han ikna oldu.

Alatini Köşkü önüne getirilen arabalara binilerek limana doğru yol alındığında, caddelerin kenarlarında toplanan halk göz yaşları ile bağırıyordu, “ Bizi terk edip nereye gidiyorsun.”

Sabık padişahın yüreği yanıyordu. Peki Abdülhamid Han’ı tahtından indirdik diye Bulgar çetecisi Sandanski ile alem yapanlar neredeydiler ve ne düşünüyorlardı acaba?

Abdülhamid Han'ın Selanik'te 3 yıl 6 ay gün kaldığı Alatini Köşkü

Loreley vapurunda gemi komutanı tarafından askeri törenle karşılanan II.Abdülhamid’e Kayzer’in selamı ile onun misafiri olduğu ve nereye isterse oraya götürüleceği söylendi. Büyük Osmanlı Hakanı, Alman Kayzeri’nin düşüncesini anında sezmişti.

Hiç duraksamadan parmağı ile İstanbul yönünü gösterdi.

Ah şu devlet ve millet tasavvuru biraz da İttihatçılarda olsaydı. Yahut bu yüce Hakan’ı anlayabilselerdi…

Abdülhamid Han’ı taşıyan gemi, 2 Kasım 1912 günü öğle saatlerinde İstanbul limanına geldi. Sabık Sultan’ı sadece bir kaymakamın(yarbayın) komutasında bir bölük asker ve kalabalık maiyetiyle Alman elçisi karşıladı.

II.Abdülhamid, Alman elçisine, gemi personeline teşekkür ettikten ve eski dostu İmparator’a teşekkürlerinin ulaştırılmasını söyledikten sonra gemiden ayrıldı. II.Abdülhamid, Fethi Bey’in elini tutarak Beylerbeyi Sarayı’nın rıhtımına çıktı. Böylece Fethi Bey’le başlayan ve 3 yıl 6 ay 3 gün süren İstanbul’dan ayrılık yine Fethi Bey’le neticelenmişti.

II.Abdülhamid Han’ın Selanik’ten ayrılışı birkaç gün daha gecikmiş olsaydı sabık Osmanlı Sultanı, muhtemelen Selanik’e giren Yunan askerlerine esir düşecekti.

Kayı 10 s. 242- 244

Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil

 

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Türk Beklenilendir

“ Türk beklenilendir” ve “ Tarih bizi çağırıyor” cümleleriniz adeta slogan oldu. Milyonların aklına kazındı. Bosna’da Türk’ün yardımını bekleyen Boşnak hanımefendin...

Divan-ı Lügati’t Türk Sadakası

  Ali Emiri Efendi Divan-ı Lügati’t Türk’ü o zamanlar otuz üç reşat altını vererek alır. Bu miktar günümüzün para değeri ile büyük bir meblağı bulmaktadır. Böyl...

Osmanlı’nın kazandığı son savaşı yeniden yazdı, TÜBİTAK’tan ödül aldı

Özel Marmara Evleri İhlas Anadolu Lisesi öğrencisi Ercüment Yavuz Korkmaz’ın, “Unutulan Zafer: 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nın Türk Tarihindeki Yeri ve Osmanlı Toplum...