Yıldırım Gibi Komutan Bayezid Han

Yıldırım Gibi Komutan Bayezid Han

Ahmet Sırrı Arvas

Tarih:2013-01-20 / Hit:5375

Murad-ı Hûdavendigâr ve Gülçiçek Hatun, oğulları Bayezid’in üstüne titrer, onu en mümtaz âlimlerin dersine yollar, en seçme komutanların peşine takarlar. Zira büyüyen devletin cesur, akıllı, dirayetli bir sultana ihtiyacı vardır ve Şehzade Bayezid’den çok şey umarlar. Osmanlılar gelişip güçlendikçe komşu beyleri telaş sarar, ancak Germiyanoğlu Süleyman Çelebi hırslı bir insan değildir, Osmanoğullarının zaferlerine şahit oldukça kuşları uçar. Hele Şehzade Bayezid, kızı Sultan Hatun’a talip olunca topraklarını zinde güce terk eder, adını “çeyiz” koyar. İşte Bayezid ilk sancak beyliğini bu havalide (Kütahya) yapar ve devlet yönetimi üzerine çok şey kapar. Murad Han, Kosova Muharebesinde oğlunu göz ucu ile izler, onun askere nasıl hakim olduğunu görünce içi rahatlar. Artık ölse de gam yemez, gözü arkada kalmaz. Bayezid’in çok ters bir savaş tarzı vardır, zor anlarda bile panik yapmaz, beklenmedik yerde tuzak bozar, rakiplerini kendi hamleleriyle yenmeye bakar. Orduyu onun kadar hızlı sevk eden bir başka komutan yoktur, hoş, ona zaten bu yüzden “yıldırım” lâkabını takarlar. Önce Anadolu

Yıldırım, Padişah olunca önce Anadolu’da birliği sağlamaya çalışır, Saruhan, Aydın ve Menteş Beyliklerine son verip Hamidoğullarının arazisine taşar. Bunları sindirmekte zorlanmaz ancak Karamanoğulları demirden leblebi çıkar. Bayezid Han neye mal olursa olsun ayrılıkları gayrılıkları bitirmeye kararlıdır. Hiç çekinmeden gelir, Konya’yı kuşatır. Karamanoğlu Alaaddin Ali Bey, Taşeli dağlarına doğru kaçar.

Osmanlı ordusu yaklaşınca ahali kale içine kapanır, harmanlarını yarım yamalak ortada bırakırlar. Padişah mahsule zarar gelmemesi için azami dikkat sarf eder, tellallar buğday dağlarından “bir habbe bile alanın” şiddetle cezalandırılacağını duyururlar.

Ancak asker dahi hububat sıkıntısı yaşar, hal böyle olunca kale kapısına gelir, “mahsulünüz ovada yatmasın, gelin taneyi ayırın çuvallayıp bize satın” gibi mâkul bir teklifte bulunurlar. Çitçiler silbaştan döven kurar, sap saman atarlar. Ürünü Osmanlı’ya satar ve umduklarının fevkinde para kazanırlar. Halk, Sultan Bayezid’in adaletine hayran olur ve “ne olaydı biz dahi ona tabi olaydık” demeye başlarlar. Karaman Beyi zeminin ayakları altından kaydığını hissedince yalvara yakara huzura çıkar ve “bana bir kale birkaç bucak yeter” der, “gel barışalım, kan akmaya...”

Bayezid onu samimiyetle kucaklar, bütün Larende’yi ve Taşeli’ni Karaman Bey’ine bırakır, gider Server-i âlemin müjdelediği kenti almak için hazırlıklar yapar.

Sadece 7 ay içinde bütün Bizans topraklarını fetheder, İmparatorun elinde sur içinden başka yer kalmaz. Ancak Macarların üstüne geldiğini duyunca kuşatmayı kaldırır, şehri gezici bir garnizonla kontrol altında tutar.

1395 yılı yazında İstanbul’u tekrar ablukaya alır, ancak Haçlı ordusunun harekete geçtiğini duyunca muhasaradan cayar. İşte böyle, doldur boşalt derken gerginlik artar ve adres savaşa çıkar. Muharebe kaçınılmaz olunca Yıldırım Şile’yi Hıristiyanların elinde bırakmaz, hem de Güzelcehisar’ı yaptırıp Boğazın hakimiyetini elinde tutar. Artık Karadeniz cihetinden gelecek bir tehlikeden korkmaz. İmparator Manuel bakar gidişin sonu kötü, kesenin ağzını açar. Yıldırım’ın derdi para değildir, Resulullah’ın müjdelediği şehre mal muamelesi yapamaz. Ama yine de fırsatı kaçırmaz, şehir içinde bir Türk mahallesi kurulmasını, bir cami yaptırılmasını, adına para bastırılmasını ve bir kadı efendinin vazife yapmasını arzular. İmparator bu isteğe karşı koymaz, işi tatlıya bağlar.

Arkadan vurulunca

O yıllarda Romanya’da Eflak Prensi Mirçe hüküm sürer, ancak koca Prens, Bulgaristan’a kadar inip yağmacılık yapar. Akıncı Beyi Firuz, onu kıstırıp yakalar, derdest edip Bursa’ya yollar. Ardından defalarca ihanet eden Bulgar Kralı Şişman’ın defterini dürer, hesabını kapatırlar. Evranos Bey ve adamları Bosna Hersek’te çok hoş karşılanır, Adriyatik kıyılarına varırlar. Bir diğer grup Macaristan Avusturya içlerine dalar, abdestlerini Tuna’da alırlar.

Yıldırım ise Tırnova ve Selanik’in ardından Eflak’ı ele geçirmek üzeredir ki daha üç beş ay evvel yalvara yakara af dileyen Karaman Beyinin, Ankara’yı bastığını duyar. Üstelik Timurtaş Paşa gibi bir serdarı zincire vurur, olmadık hakaretler yaparlar. Yıldırım işini bıraktığı gibi Anadolu’ya koşar, Konya ovasını arşınlamaya başlar. Alaaddin Ali böyle bir şey beklemediği için şoke olur, peş peşe hatırlı aracılar yollar. Ancak Yıldırım’la oyun olmaz, Osmanlılar Karamanoğularını dağıtır, Alaaddin Ali ve oğlunu esir alırlar. Bayezid Han, Timurtaş Paşayı Karamanoğlu’nun bütün kalelerini almakla görevlendirir ve yardımcı olsun diye bizzat Karamaoğlu Alaaddin Ali’yi yanına katar. Ancak o Anadolu’da oyalanırken Sigismund ortalığı ayağa kaldırır. Papa 9. Boniface’nin himayesi ve Bizans’ın katkılarıyla büyük bir Haçlı gücü toplar. Sadece Macarlar değil, Fransızlar, Almanlar, İngilizler, Aragon ve Kastilyalı İspanyollar, Çekler, Lehler, İtalyanlar, İskoçyalılar, Ulahlar, Hırvatlar, İsveçliler, Norveçliler külliyen Baltıklılar onlara katılırlar. Venedikliler ticaret alanlarını kaybetme riskini bile göze alır, donanmalarını malum güruhun hizmetine sunarlar...

İrfan ÖZFATURA

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Güler Yüzlü Tatlı Dilli Bir Öğretmen Mus'ab bin Umeyr (Radıyallahü anh)

Kanlı gösterilerin yapıldığı arenalar, her öğün esir paralayan aslanlar, mermer gözlü putlar... Gök renkli zırhlar, ormanlaşan mızraklar, küflü zindanlar... Dibinde...

Mütevazi Kahraman Yörük Ali Efe

Yörük Ali, 1896 yılında, Aydın ili Sultanhisar ilçesi Kavaklı köyünde doğar. Babası (Sarıtekeli aşiretinden İbrahim oğlu Abdi) arkadaşını korumak için katıldığı bir...

"Seni ziyaret edenler, beni ziyaret etmiş gibi olsunlar"

Bir zamanlar orta Anadolu’yu misli zor görülen bir Resulullah aşkı sarar. Yanık sevdalılar salât ve selâmlarını sabah rüzgarlarına ısmarlarlar. Münevver Medine içle...
Tüm Yazıları